Varsak dediğin, 800 yıldır burayı otağ kurmuş kendine. Kökü Asya’da ulu bir çınardır.. Nice koç yiğit delikanlıların meydanı hasmına dar eylediği, davulcunun davulu patlattığı, zurnacının zurnayı kırdığı yerdir. (Kızın tokaç attığı yer ise yayla yoluna düşer…)
Kimi vakit buğday yükü taşımış develerle Aydın’a Fethiye’ye… Eskişehir’e kadar… Kimi zaman odun-kömür satmış eski Antalya’ya. Yokluk, kıtlık dememiş bir avuç zeytin ile tuz biber koymuş ekmeğine…
Nasırlı elleriyle işlemiş her karış toprağını. Kazmayla, balyozla (külünk) taş kıra kıra açılmış zeytin yatakları… Sarı öküzün eşi ölmüşte çift sürerken, bıyıkları henüz terlememiş delikanlılar geçmiş boyunduruğa…. Ah, kırılan taşların dili olsa da söylese… Oturup taş başında güneşin Varsak Ovasına doğuşunu seyretsem. Duysam her taşın çığlığını… Kamış damlarda kalırken kendi, taş duvarla örmüştür tarlasını bağını Varsaklı… Çünkü bu topraklar alnı secdeye giden ecdadımızın teriyle sulanmıştır. Uğruna can verilen toprağın terle beslenmesi gerektir. O kadar kutsaldır.
Varsak üç beş gecekondu değil ki… Yüzyıllar tesbih tanesi gibi dökülür elimizden, “Varsak” deyince dilimiz. Kuru Düdenden tulukla su çekilen günleri mi anlatayım size, yoksa “Çığlık’ta güreş varmış” deyince orak tarlasını bırakıp gidenleri mi?
Yedi kardeşi bir güreşte yendikten sonra: “Var mı ulan başka kardaşın?”diye meydanı titreten rahmetli Mersinli’yi yazsam, yine de anlatamam güreş sevdasını Varsaklının… Pehlivanlardan hangisini istersiniz? Rahmetli Memiş’i mi, Çatal’ı mı, Kurtoğlu’nu mu? İstiklal Savaşı gazilerini mi? Yemen’de İngilizlere karşı çarpışırken esir düşen Rahmetli Hüseyin Alkan’ı mı anlatayım? ( Kör Hüseyin, diye bilinir. Sebebi de savaş sırasında İngilizlerin gözüne biber tozu atmalarıdır.) Çanakkale’de şehit verdiklerimizi mi? Mustafa ve Durmuş Akkan kardeşlerin tümü şehit olan 57. alayını mı?... 80 kadar civan mert delikanlının gençliğini heybesine koyarak gittiği Çanakkale Cephesinden 15 kadarının geri dönebildiğini mi?
Varsak dediğin asil bir boydur. Bakma bazen ayrı düştüğüne, Aslı evvelden hepsi bir soydur.
Tarih mi istiyorsunuz? 2500 yıllık şehirdir Varsak: Toroslar’ın Güne Bakan Yüzü’dür. Kültürü Yörük, has be has Türk kültürüdür. Antalya’nın gözü Akdeniz ise; kaşı Varsak’tır.
Gayrı ötesini söylemeyeceğim. Derdim derindir, el çek tabip yaram üstünden….
Oğuzların üç ok kolundan bir Türkmen boyunun adı olan ve kaynaklarda Varsak,varsah,Farsak ve farsah şeklinde geçen Varsakların 13. yüzyıldan itibaren orta asya bozkırlarından Anadolu’ya gelerek İçel ve Tarsus’a yerleştiği,1488 yılında 2.beyazıt döneminde dağıtılan Varsaklar ‘ın bir bölümü Karaman üzerinden Antalya’ya yerleştikleribelirtilmektedir.
2500 Yıllık bir geçmişe sahip olan Varsak bölgesi adını yitirmek üzere. Bölgede 15. yüzyıldan beri varlılığını sürdüren varsak kültürü ise, yaşayan bir tarih anıtı gibi.
Selçuklular döneminden beri Anadolu’nun gerek siyasal, gerekse kültürel yapısında etkili olan Varsak Türkmenleri, Türkiye’de derli toplu olarak sadece Varsak bölgesin bu Türkmen boyunun adını taşıyor.
Kendine has kültürleri, şiveleri, örf ve adetleri olan Varsaklılar tarihi bir miras. Antalya’da 15. yüzyıldan beri yaşayan Varsak ismi, Yeni ilçe düzenlemesi ile yok olma eşiğine geldi.
Bu yeni düzenlemeyle birlikte Varsak’ın Kepez’e bağlanması söz konusu.
Eğer Varsak, Kepez’e bağlanırsa ismi ortadan kalkacak.
Böylece Türkiye’de Varsak adını taşıyan son yerleşim yeri detarihe karışacak.
Yıllar oldu bu boğaz havasını dinlemeyeli. “Bu Toprağın Sesi” programında Zeynep Köken söylemişti
Develerin çıngırak sesini duyunca anlardık ki göç vakti gelmiş varsakların. Mahalleli çocuklarla yola koşar, süslü develeri seyrederdik yol boyunca. Bir deve katarı yüklenmiş giderdi koca köyde ne varsa. Bu yüzden kıymet biçilemezdi ona. Adına türküler yakılır, sırtına kilimler serilirdi. Öyle ki harman buğdayından ilk ona yedirilirdi; gelecek yıl buğdayın tanesi deve dişi kadar iri ve dolgun olsun diye…
İnsanla arkadaştı deve; onunla sigara içer, onlar gibi güreşirdi. Hatta sigara içen bir devenin, yanına gelen birinde sigara varsa ve ikramda bulunmayanı yakalayıp uzun boynunun altına alır, kulağına: “ Efelenme, biz varız meydanda!”derdi sanki.
Her evde olmazdı deve. O bir zenginlik işaretiydi ne de olsa. “Devesi daylak, ağası aylak” sözü de buradan gelir.
Deve…Yüzyıllar boyu medeniyeti sırtında taşıdı. Aşılmaz çölleri aştı. Çin’den Avrupa’ya uzandı eğri boynuyla. Doğu batı medeniyeti ilk onların sırtında tanıştı ve gelişti.
Sonra kamyonlar göründü yollarda. Tozu dumana katarak… Usulca çekildi kenara develer. Fotoğrafları çekilip kartpostal yapıldı. Turistik mekânlarda sergilendiler. İnsanlığın bu güne gelişinde en ağır yükü taşımalarına rağmen bir turu on dolara eğlencelik edilmekten kurtulamadılar.
Kendi çekildi artık günlük yaşamımızdan. Fakat türküleri hala dilimizde
DİP KÜLTÜR Dip kültür ergenekonda yanan kutsal ateşin kıvılcımlarından biri, binlerce yıl sonra bir meşale tutuşturdu. bu meşale, salmanlı dağlarında bir küren farsak gencinin yolunu aydınlatıyordu. kimi kızlarsekisinden, kimi ergenuşağından sökün etmişler, ıkış, ıkış, gıdıl, gıdıl düşmüşlerdi öküz yuvarlanan sarp yollara. israfil surunu üflemese de kıyameti koparacaklardı salmanlının uşaklarıyla. çünkü bu gece günahın sevap diye yazıldığı binlerce yıl öncesinden süzülüp gelen savaş danslarının sergilendiği düğün gecesiydi. ve cayırdayarak yanan dev ateşin alevleri çoktan ayak uydurmuşdu kemanenin kıpır, kıpır ezgisine, beşerli kol olmuş, iki gurup karşı karşıya oynuyor varsağılar kükreniyor birbirine meydan okurcasına, ökçeler patlarcasına ayaklar toprak damları dövüyor. kötülük timsali yer tanrı körmöse meydan okumamı bu? yoksa, kutsal bir ayinin trans halimi? bilmem ama firdevsinin, afrasyabın turan ordusunu anlatırken korkudan titreyerek yazdıgı şeyhnamede ki kadar gerçek bir savaş dansının oyunlaşmış halidir farsakların ayak darbeleriyle toprak damları deldiği unutulan bu oyun.
Bu makalede, Oğuzların Üç-ok koluna bağlı olan ve kaynaklarda Varsak, Varsah, Farsak ve Farsah şeklinde geçen Varsakların XIII. yüzyıldan itibaren İçel ve Tarsus'a yerleştiği; Anadolu Selçuklu ve Osmanlı devletine sürekli problem çıkardığı; bunun yanında Memlükler ve Karamanoğulları ile işbirliği yaptığı; özellikle Karamanoğulları'na önemli miktarda asker sağladığı ve Osmanlı-Karaman mücadelesinde yenilen Karaman Beylerini dağlık bölgede aralarında barındırdığı anlatılmaktadır.
Varsaklar, Fatih ve II. Bayezid döneminde başta Çukurova olmak üzere ülkenin dört bir yanına dağıtılmışlardır. Anadolu'da yerleştikleri yerler arasında Maraş, Çorum, Kırşehir, Sivas, Kayseri, Saruhan, Aydın, Hamid ve Teke bölgeleri bulunmaktadır.
XV. yüzyılın sonlarında hayvanlarına otlak bulmak ve Osmanlılar'ın baskısından kurtulmak amacıyla Antalya'ya gelen Varsaklar, kışlak olarak Antalya'nın kuzeyinde bulunan antik Lyrboton Kome'yi, yaylak olarak Korkuteli'nin kuzey-doğusunda bulunan ve sonradan kendi adlarıyla anılan "Varsak Yaylakı"nı seçtikleri anlatılmaktadır. Ayrıca 1530 yılı verilerine göre Teke Sancağında Varsaklar'a bağlı cemaatler ve 1480-1644 yılları arasında düzenlenen defterlere göre Anadolu'da Varsaklar'ın yerleşim yerleri levhalar halinde verilmektedir.
1732 yılında çıkan yörüklerin ''kışlak veya yaylak'' merkezlerine yerleştirilmesi konusundaki ferman gereği Varsaklar, Lyrboton Kome'nin güney eteklerine yerleştirilmiştir. İdari kayıtlara Tanzimat'ın ilanından sonra köy statüsü ile geçen Varsak'ın, 1973 yılında nahiye olduğu ve Belediye teşkilatının oluşturulduğu belirtilmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Muhammet Güçlü. Akdeniz Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, 07058 - Kampüs - Antalya
XIII. yüzyılın ilk yarısından itibaren, Üçoklar'ın ekseriyetini oluşturan Türkmen zümrelerinden bir bölümü, XIV ve XV. yüzyıllarda ise, Üçoklar'a tâbi bazı boy ve oymaklar, zaman zaman bulundukları yerlerden Teke-eli'ne gelip yerleşmişlerdir. Menteşe, Saruhan ve Karamanoğuları'nın zayıflamaları veya dağılmaları üzerine bazı Türkmen (yörük) aşiretleri de bunlara katılmışlardır.
Ş.Tekindağ'ın Bayezid II devrine ait tapu tahrir defterine dayanarak verdiği bilgilere göre, bazı cemaatlerle beraber Varsak yörükleri cemaati de XV. asırda Karaman'danAntalya'ya gelmişlerdir. Fatih'in, Karamanoğulları Beyliği'nin siyasi hakimiyetine son vermesiyle, bunlara tabi olan bazı cemaatlerde bir başı boşluk ve panik havası yaşanmıştır. Gerçi Fatih'in ölümünden sonra Karamanoğlu Kasım Bey, başta Varsaklar olmak üzere Ramazanoğulları'nı oluşturan diğer Üçoklu Türkmenler'i başına toplayarak, Bayezid II'ye karşı Cem tarafını da tutarak Osmanlı'ya başkaldırmış ise de bunda başarılı olamamıştır. Bundan sonra Karamanoğulları'nın bir daha kendilerini toplamaları mümkün olmamıştır.
O dönemde Karaman'da bulunan bazı Varsak beyleri, başındaki cemaatle beraber Antalya tarafına göç etmişlerdir. Antalya'ya göç eden Varsaklar'ın hepsi toplu olarak bir arada kalamamıştır. Antalya'nın merkezine olduğu gibi başta Korkuteli olmak üzere diğer Türkmen cemaatlerle beraber bazı ilçelere dağılmışlardır. Çeşitli yerlere dağılan bu aşiret mensuplarının çoğu, şu anda bu kimliklerini kaybetmiş durumdadırlar. Öte yandan 1973 yılına kadar köy olup daha sonra kasaba haline getirilen, şehre 10 km uzaklıkta bir "Varsak" beldesi vardır. Belde halkına göre Antalya bölgesinde bulunan Varsaklar'ın büyük çoğunluğu şehrin kuzeyine düşen bu beldede toplanmıştır.
9 Aralık 1973'de kasaba olan bu yerleşim biriminin yaklaşık nüfusu s 50.000 civarında olup, hakim olan görüşe göre, bu nüfusun en az 8 bininin Varsak aşiretine mensup olduğu, büyük çoğunluğun ise dışarıdan gelip yerleşen insanlar tarafından oluştuğu bildirilmektedir.
Kasaba sakinleri Varsaklar'ın bu bölgeye ne zaman geldikleri hakkında bilgi verememektedirler.
Diğer bazı bölgelerde görülen ve buradaki insanlarda da eskiden olduğu gibi hala yaylacılık devam etmektedir. Yazları olmak üzere senenin üç ayını yaylada geçirmeyi yeğlerler. Yaylak olarak kasabaya doksan km. uzaklıktaki Korkuteli ilçesinin Sülekler köyü ile Daşkesik arasındaki araziyi kullanmaktadırlar. Bu insanların o iki köy arasında üç bin dönümden daha fazla arazileri olup bu mıntıkaya yazlık evler yapmışlardır. Korkuteli sınırları içerisindeki bu bölge "Varsak Yaylası" olarak meşhur olmuştur. Bunlara göre yaylaya göçmenin asıl amacı, hava değişimi ve Antalya'nın sıcağından kurtulmaksa da ek olarak bir kısım insanların hayvanlarını daha iyi otlatmaları, bir kısmının da başta tahıl olmak üzere, patates vb. sebzeler yetiştirme yoluna gitmeleridir.
Varsak'ta bulunan Düden Şelalesi'nin adı çeşitli kaynaklarda İskender Şelalesi, Varsak Düden Şelalesi ve Yukarı Düden Şelalesi olarak da geçmektedir. Aynı zamanda halk arasında Düdenbaşı Şelalesi diyenlerde vardır.
Eski Antalya-Burdur asfaltının yirmisekizinci kilometresinde, Kırkgözler otuzuncu kilometresinde Pınarbaşı adında iki büyük karstik kaynak çıkmaktadır. Suyu bol bu iki nehir kısa bir akıştan sonra birleşerek Bıyıklı Düdeni içinde kaybolur.
Bıyıklı Düdeninde kaybolan su ondört kilometre kadar yerin altında gittikten sonra Varsak çöküntüsünün ( Kuru düden'in ) bir ucundan çıkar, çok kısa bir akıştan sonra çöküntünün öbür ucundan tekrar batar. Varsak'ta kaybolan su iki kilometre kadar yeraltı akışından sonra Düden şelalesinin döküldüğü yerden yeryüzüne çıkar.
Yüzeyden hiç su akmadığı günlerde bile Düden Şelalesinin altından saniyede en az on metreküp su yüzeye çıkar. Bu suyun maksimum debisi doksandört metreküp, ortalaması ise saniyede onbeş-onaltı metreküptürtür. Varsak'ta yukarıdan şelale yaparak akan su, Kepez hidroelektrik santralından gelen sudur.
Düdenden sonra Koyunlar regülatöründe, iki ana kanala ayrılan Düden Çayı, dokuz kilometre sonra Antalya'nın doğusunda kırk metre yüksekliğindeki traverten bir eşikten şelale yaparak Akdeniz'e dökülür.